Bilim Kurgu Hikayeleri

- Uzayda:

Bir zamanlar uzayda çok güçlü bir hükümdar vardı. Hükümdarın en büyük isteği uzayda yeni bir gezegen bulmak, hükümdar uzayı gezmiş tozmuş ve hiç bir iz bulamamış. Günlerden bir güz teleskobu ile bakarken bir de ne görsün çok uzaklarda bir gezegen, mutluluğu uzayı inletmiş sonra teleskobunu biraz daha yaklaştırdığında ağaçlar görür ve ağaçların arasında bir sürü hayvan görür ve hemen uzay gemisini gezegene doğru yöneltmiş, gezegene vardığında insanlar ona kendini tanıtmışlar ve sonra bir soru yöneltmişler:

- bize kendini tanıt?
Hükümdar:
- ben uzaydan geliyorum ve size uygarlığı getireceğim demiş.
İnsanlar:
- ne gibi uygarlık.
Hükümdar:
- gelin demiş. sonra uzay gemisinde bilgisayarı, video çalar, televizyonu göstermiş. (devamı gelecek)

Rumuz: Uzaylı

- Üçgen:

Uzunluklari birbirine esit uc dogru bir araya gelip bir eskenar ucgen olusturdu. Ben bu eskenar ucgenin icine iki göz ile bir burun ve bir agiz cizdikten sonra kulaklarini ekledim. Meydana gelen sekil bir insan basina benzedi. sekle en basitinden gövdeyle, kollar ve bacaklar da cizerek insan modelimi ortaya cikardim. Beyaz bir kartona cizdigim insan modelimi makasla kenarlarindan keserek aldim ve ayaklari ustunde duracak sekilde biraktim. Haydi eskenar ucgen, yolun acik olsun, dedikten sonra onu ugurladim. Aradan iki ay gectikten sonra eskenar ucgen geldi ve basindan gecen olaylari anlatti.

? Senden ayrildiktan sonra uzun sure yol yurudum. Sonunda bir ormana geldim. Ormanda giderken ilerde bir isik gördum. Megerse isik acik bir alanda duran ucan daireden geliyormus. Hic korkmadan ucan daireye bindim. Ucan daire az sonra havalandi. Rengarenk isikli dugmeler vardi ucan dairede ve biri yanip biri sönuyordu. Bilgisayardan gelen metalik ses uzaya cikildigini ve Samanyolu Galaksisi?nin cok uzaginda bulunan bir baska galaksideki 31092-ct adindaki gezegene gidildigini haber verdi. Bayagi keyiflenmistim. Metalik sesin söyledigine göre, ucan daireler kozmatik gucle hareket ederlermis. Metalik ses aylarca yolculuk yapildigi halde uzayin sonunun bulunamadigini söyledi. Ertesi gun pat diye bir ses duydum ve ucan daire hafifce sarsildi. Bunun ne oldugunu sordugumda metalik ses Samanyolu?ndan bir baska galaksiye gecildigini, bilgisayarin önceden programlandigi gibi zaman ayarini yapip, atlamayi gerceklestirdigini, zaman ayarinin periyodik uzay takvimine göre yapildigini, zaman ayarini yapmadan, atlamayi gerceklestirmeden bir galaksiden bir baska galaksiye gecmenin mumkun olmadigini söyledi. Her galaksinin kendine özgu, sadece o galakside gecerli olan zamani varmis. Daha önceden hazirlanmis olan periyodik uzay takviminde, bulundugun galaksiyle gecmek istedigin galaksi arasindaki zaman farki bulunurmus. Zaman farki bulunmadan zaman ayari yapilamazmis. Zaman farkini bulmak icin, bulundugun ve gecmek istedigin galaksilerdeki en yasli gezegenler baz alinirmis. En yasli gezegenlerin yasi birbirinden cikarilinca aradaki fark + – zaman farki olurmus.

Örnegin bulundugun galaksinin takvimi 4900 yilini gösteriyor. Periyodik uzay takviminde gecmek istedigin galaksinin durumunun -1200 oldugunu gördun. Bulundugun galaksinin yasi olan 4900 yilindan -1200 u cikarinca, gecmek istedigin galaksinin yasini 3700 olarak bulursun. simdi is supersonik zaman göstergecinde zaman ayarini yapmaya kalmistir. Ilgili tuslara basarak rakamlarin göstergecin ekranina dusmesi icin bir dakika beklenir. Surenin sonunda zaman ayar dugmesine basarak islem tamamlanir.

Iki galaksiyi birbirinden ayiran, zamanin gecerli olmadigi bölgeye girilir. Burada ucan daire yol aldikca göstergecin ekraninda 4900 yilindan 3700 yilina her yarim saniyede bir yil olarak zamanin gerilemesi izlenir. Ekran 3700 yilina gelindigini gösterince ucan dairenin hizi limite cikarilarak gecmek istedigin galaksiye giris yapilir. sayet -1200 yerine +1500 olsaydi 4900, 1500 ile toplanirdi. O zamanda göstergecin ekraninda zamanin ilerlemesi izlenirdi. Herneyse, galaksiler arasi yolculuktan sonra 31092-ct adindaki gezegene yumusak inis yaptik. Bu gezegende görduklerim beni sasirtmadi, cunku yolculuk sirasinda metalik ses her seyi anlatmis ve bana pek cok konuda detayli bilgi vermisti. Orada da insanlar yasiyor. Agaclar var, cicekler var, kuslar var, daglar var, dereler var. Insanlari sevecen, iyi kalpli, hosgörulu. Sorunlarini tartisarak, kavga ederek degil, karsilikli anlayisla, hosgöruyle cözuyorlar. Herkes birbirinin hakkina saygili, kimse kimseye kötu söz söylemiyor ve son derece nazik insanlar. Butun cabalari bilimde, teknolojide daha ileri seviyelere ulasmak. Gecim sorununu önce yardimlasma daha sonra paylasma ile cözumlemisler. Birinde cok ötekinde yok degil, ikisinde de var. ?

Eskenar ucgen konusmasi bitince ayaga kalkti ve söyle dedi: ? Patron, ben geri dönuyorum. Ucan daire beni bekliyor. Gel seni de götureyim. ?
? Bos versene sen ya, ne isim varmis benim uzayda ? dedim ben de. Bunun uzerine eskenar ucgen keyfin bilir dedi ve vedalastik. Eskenar ucgen ayrilirken son olarak elveda dedi el sallayarak. Sanirim onu bir daha hic göremeyecegim.

Rumuz: Recep

- Denizaltı:

Dora denizaltındaki sevimli evine, Adon sürekli yuvası uzay gemisine gitti. Doğaldır ki, birbirlerini bir daha hiç görmediler…

Değerli okuyucularım, Adon ve Dora için işte herşey böylesine pastoral bir mutluluk içinde gerçekleşti. Bundan böyle sonsuza değin birbirlerini severek yaşadılar. Daha doğrusu, herbirisi artık yaşamaktan vazgeçip, yaşamını noktalamağa karar verinceye değin…

Ah, anlıyorum, öykümüzü okurken mikrodalga fırınınızda keyfinize göre hazırladığınız bifteğinizi az önce mideye indirdiniz. Rahat koltuğunuzda oturmuş, bir elinizle kitabınızı tutuyor, bir elinizle de ayağınızın nasırını kaşıyorsunuz…

Belki de müzik setinize romans dolu bir sonata koymuştunuz ve anlattıklarımın tek sözcüğüne bile inanmıyorsunuz, değil mi?

Doğaldır ki inanmıyorsunuz… Saçmasapan, sözde bir sevda öyküsü, diyorsunuz. Kalkıp kendinize dolaptan birkaç buz parçası alıyor, içkinizi tazeliyorsunuz…

Oysa sizin ilkel dünyanızdan bin yıl sonrasının gerçeği, Dora…

Evlenir evlenmez, denizaltındaki evine bir an önce ulaşabilmek için acele ediyor. Dünyasını seviyor, Dora… Suların bunca kulaç derinliğinde özgür yaşayabilmek için değiştirmişti ilkel biyolojik yapısını…

Tutup şimdi size, evindeki simge-işlem cihazına kocası Adon`un elektromanyetik kayıtlarını yerleştirerek ne denli tatlı saatler yaşadığını, ne derin doyumlara ulaştığını anlatmağa çalışsam, biliyorum, buna da sevişmek mi denir diyecek, somurtacaksınız.

İnanın, değerli okuyucularım, Dora`nın yaşadığı zevkler, sizin James Bond serüvenlerini hayalinizden geçirerek aldığınız cılız zevklerden çok daha yoğun.

İstediğiniz kadar somurtun. Dilediğiniz kadar homurdanın. Dora`nın umurunda bile değilsiniz.

İnsaf ediniz, Dora`nın çaba gösterip, otuzuncu göbekten atası olan sizlerin ilkel ve bayağı beğenilerinizi paylaşması olası mıdır?

Kusura bakmayın, ama gerçekten çok ilkel, epeyce de kabasabasınız: Dora`nın yanında, geçmişin mağara adamlarından hiç farkınız yok.

Gencecik torununuz Dora`ya, atalarınız Neandertal insanlarına olduğunuzdan daha uzaksınız! Dora`nın yaşamını paylaşmağa kalkışsanız, öylesine sudan çıkmış balığa dönerdiniz…

Rumuz: Hakan

Bilim Kurgu Hikayeleri” üzerine 2 yorum

  1. Öff çok kısa bilim kurgu hikayeleri herkes aynı şeyleri eklemiş.. Birinizde düzgün yazın yaa

Bir Cevap Yazın